Son mesaj - Gönderen: alperugur - Cumartesi, 02 Kasım 2013 14:36
Vefat eden amcam Nazım UĞUR'a allahtan rahmet sevenlerine sabır diliyorum. Başımız saolsun.
ÜMİT MERDAN YAZIYOR....

http://www.yaydemirkoyu.org/mkportal/modules/gallery/album/a_536.jpg

      

   Gecenin geç saatlerinde misafirhanedeki odama geçip istirahat etmeyi düşünürken; Son bir kez televizyon kanallarına göz atayım dedim. TRT 3’te yayınlanan ve öncesinde hiç dikkatimi çekmeyen ama sonraları ismi ilginç gelen bir programa geri döndüm nedense…     
      Ampute futbol ligi.                                                
      Daha önceden ismini duymuş ama müsabakaları izlemeden kanal değiştirmiştim. Bu kez alıcı bir gözle ve öğrenme merakıyla göz attım. Futbolun tüm dünyaya yaşattığı heyecan ve agresifliğin aksine beni mahzunlaştırıp durgunlaştıracağını tahmin bile edemeden...     
       Evet bir futbol müsabakasıydı. Ama;
       Bir ayağı olmayan oyunculardan ve bir eli olmayan kalecilerden oluşan... Ve taç atışının ayakla atıldığı.  Oyuncuların tamamı bedensel engelli olan, bir futbol müsabakası…
Emin olun daha iki üç gün önce izlediğim, herkesin dünyanın büyük derbilerinden saydığı GS-FB maçından çok daha nefisti. Fenerli olmama rağmen…
       Bir ayağımız olmadan koşarak topa vurduğumuzu hayal edin,
       Bir elimizle, kalemize süratle gelen bir topu yakaladığımızı,
       İki yanımızdaki kol değnekleriyle çalım attığımızı…
       Ben hayal edemiyorum!...
       Yapamazsınız!
       Anlayamazsınız!
       Tıpkı benim anlayamadığım gibi.!
       Ama! Futboldan iyi anlayan biri olarak söyleyebilirim ki;
       Oyuncularının hatta kulübün ismini bile birkaç kişi hariç kimsenin bilmediği o güzelim takımlar, o kadar harika ve nefisti ki…
       Arda’lar… Alex’ler… Kadar…
        Kim bilir? Belki benim hissettiğim gibi daha estetik…
              Hayatın her şeye rağmen yaşanabilir olduğunun, şartları zorlamanın, mücadeleci ve sosyal olmanın dersiydi Ampute futbol maçı…
       Ve…
       Sahip olduklarımızın kıymetini bilmenin… Şükretmenin…
       Bize benzemeyenlerin de ne kadar bizden olduğunun ve insanlığın, kardeşliğin,dostluğun, paylaşmanın; karşımızdakinin ne dış görünüşüyle ne de kafasındaki fikirlerle değerlendirilmeden şartsız ve sınırsız olması gerektiğinin dersiydi…

       2009 yılı ortalarında Avrupa Birliği Projeleri kapsamında iki haftalığına Almanya’ya bir teknik geziye katılmıştım. Berlin ve Leipzig şehirlerin de. Yine hemen sonrasında birkaç il müdürü arkadaş ile  Gürcistan’a bir iki günlüğüne kısa süreli iş gezilerine gittim.
       Her iki ziyaretimde de farklı ülkelerden insanlarla görüşmeler yapıp farklı arkadaşlıklar ve dostluklar gerçekleştirdik. Aynı ortamları paylaştık… Bunun için ortak bir dili konuşmak yeterliydi… Çoğu kurumsal uygulamaları ve insanı değerleri farklı olsa da…
       Ama gözümüzün aradığı, sesini duymak istediğimiz o kadar da çok şeyler vardı ki…
       Düşünün yemek yiyebileceğiniz güvenli bir yer için şehrin ta öbür ucuna gitmeniz gerekiyor. Bir Türk lokantası, büfesi… Gözlerimiz arıyor… Bir bina… Bir minare… Bir cami… Ve bir ses…
       Her gün beş kez milyonlarca noktadan semayı inleten ezanlar…
       Duyamadık!… Özellikle Leipzig’de
       Faslı bir Müslüman kardeşimizden götürmesini istediğimiz dakikalarca uzaklıktaki bir apartman dairesine gelene kadar… Başkanlığını Yağmurdereli bir hemşerimin yaptığı derneğin kiraladığı  evde okunan bir ezan ve 8-10 kişiyle kılınan bir vakit namaz…
       Caminin garipliği mi? Ezanın garipliği mi? Yoksa benim garipliğim mi bilemiyorum…
       Ama o kadar huşu ve huzur vardı ki…
       Bu garipliğin gözyaşlarını, Sultanahmet!lerin  Selimiye!lerin, Kemaliye!lerin… dua için göğe açılan eller misali kubbeleri ve imanın, ibadetin, kurtuluşun hatırlatıcısı ezanların hayali silebilirdi ancak öyle de oldu…
       Evet…
       Farkında olduklarımız ve olamadıklarımız…
       Her şey hayatın içinde…
       Sahip olduklarımız için şükretmeyi bilelim! Olmasını istediklerimiz içinse dua ve hırstan, haramdan uzak mücadele.
Ve etrafımızda yaşanan hayatların farkında olalım… farklılıkların farkında olalım, onlar olalım.
        Gözümüzün kıymetini hatırlamak için ama olduğumuzu….
        Ayaklarımızın, ellerimizin vs. tüm vücudumuzun kıymetini bilmek için bir an engelli bir vatandaş olduğumuzu düşünelim.
        Böylelikle hem sağlığın kıymetini hatırlayıp, hem de özürlü kardeşlerimizin fiziksel ve duygusal sorunlarını ta içimizden hissetmiş olacağız.
       Gözümüzü kapatıp bir şeyler  yapmaya çalışalım… En azından yürümeye
       Gelin bir Ampute (Bedensel engelliler) futbol müsabakası yapalım…
       Kalben…
       Emin olun atacağımız o paslar o kardeşlerimizin tek ayaklarında ve bizlerin pas tutmuş kalplerinde ne galibiyetlere dönüşecektir…
       Ama… Hiç olmasa
       Bir bedensel engelli müsabakası mutlaka izleyin…
       Selam ve dua ile…

 
GeopbyteZ by Zeuder


MKPortal C1.2.1 ©2003-2008 mkportal.it
Bu safya 0.04095 saniyede 13 sorguyla oluşturuldu